fear is relative

ne kadar çok şey yaşıyorum daha hazmedemeden daha yaşadığımı daha hissetmeden daha idrak edemeden daha daha daha ne oluyor bana hiç hissetmiyorum artık senlersiz yazılar artık düğümsüz boğazımlar artık sırlarsız nefesler artık gözyaşımsız şelaleler yordum kendimi ruhuma sırt çevirdim kalbimi katladım çekmecenin arka köşesinde sakladığım kutunun altına sakladım gizli bölmelerim yoktur çünkü bak sol gözümden […]

even more than anyone

karnım acıkırken yazıyorum kendimi ihmal etmenin ah bir resim olsun bu etrafıma tebeşirle çember çizilmiş ve ben dizlerimi büküp başımı omuzlarımın arasına gömüyorum kollarım iki kanat gibi havada parmak uçlarımdayım büyük bir engelin üzerinden geçercesine tek ayağımı havaya kaldırıyorum dizim burnuma değecek neredeyse mübalağa edebilirim hakikaten çemberin dışına yere basıyorum yavaşça sağa sola bakındıktan sonra […]

in remembrance

şiirlerin var senin son mısrası hep aynı olanlar en çok hoşuma gidenler ama ben gelmeden gitmiş olman.. sonra bir de bu şiirin var hani yazmışsın ‘önceleyin’ ilk defa okudum bu gece gidişinden yirmisekiz yıl sonra ben harf harf hissettim daha nicelerini hissettim bu gece ama ‘önceleyin’ bu gece herkes bunu okusun istedim 》Önce bir ellerin […]

some light some blue 

rüyalardan mı uyanacağım? bir ormanın halısı gibi yemyeşil derinliği kadar karanlık ah gözlerim doluyor ağlamak isteyebilir miyim acaba? hiç müzik dinlemeden hatta cürret edemem sana sarılmadan boğazımdaki isimsiz düğüm çözülüyor ayaklarım dizlerim ısınırken burnumu pijamamın koluna siliyorum çünkü bir hanımefendi değilim ben gözyaşlarım kirpiklerimi ıslatıp geri çekildiler ve bir çiçeğimin saksısını yüzseksen derece çevirdim bu […]

much many more

yok Seni daha çok sevmek geçiyor içimden ama daha çok nasıl severim sevilir bilmem ki ama belki sevdikçe kendisi çoğalır sevgimin sanki.. öyle çok hissediyorum.. böyle çok büyük muhteşem bir sevgi içimde güneşten Ay ışığından bir atom bombası patlıyor gibi ışıkları tüm hücrelerimi köreltip aralarından dışıma kadar saçıyor aydınlığını ve böyle yağmurlu bir öğleden sonrası […]

one kiss away

ne güzel öpüyordum yüzünü soğuk bir günde sıcacık sevgimle eksik kaçıyor kelimelerim öpüyorum seviyorum derken her harfe akıtılan mürekkep birer duygu okyanusu yazdığım kağıtsa ruhun gibi bu kadar ve daha çok sevmelere musait omuzlarından köprücük kemiğine uzanan yazılar harfler oluşuyor eski bir günlükten gelen sihirli bir cevap gibi

who knows

Ay ışığı şövalyem şimdi bütün parçalar yerlerini buluyor gerçek hayatta da masallar var hatırlarım bu kadar unutkan olmama şaşırıyorum da mesela bir masal tam on yıl sürmüş güneş oradan doğup bak tam şurada batmış şahit olamadım Ay ışığı şövalyem, masal kahramanım ve sonsuz masallar yoktur bu masalın da sonu gelecek mi sahiden? buna hiç inanasım […]