first lunar blabla of the decade

ne diyeyim ki ben ne düşüneyim ya da uykumun düzeni yok ne yediğim belli ne içtiğim yattığım yer bile yok huzursuzum toparlanmaya çalışıyorum tutmuyor bak yine gecenin kaçı benim hep kendime zararım olur olmadık insanlar olur olmadık hevesler olur olmadık hayaller saçma sapan şeyler en nihayetinde yine ben ben zarar gördüm ben zarar verdim kendime […]

firuze

ne kadar manidar fiziksel olarak akamayan gözyaşım bedenimde birikmiş bir kesede neye ağlamayı çok gördüm gözlerime her hareketim acı hoş sıcak yatağımda yatıyorum şuan hareketsiz içim sökülüyor şuan ömrüm kıymetlendi hey gidi yaralarımı sarmak bu kadar zor olmamıştı hiç ‘ne yaptın sen’ diyerek sitem bile edemiyorum kendime üşüyor canım nefes alamıyorum gözüm kapalı ipleri ellerine […]

living out my fears

yaklaşık bir saat önce uyandımdaha gecenin ortasıuykum açıldı ve devam uyumaya kendimi zorlayamadımaz önce döndüm tekrar denedimyıllar öncesine gittim bir andahastane odasında yatıyordum bi an için yineneler yaşamışım meğernelerin üstesinden gelebilmiş şu bünyemneler çekmişim de bir an durmamışımburadayım şimdikendi ayaklarımın üstündekendi başıma hayattaevimde işimdenasıl unutmuşum geldiğim yollarıaştığım zorluklarıne kolay unutup soytarılara eyvallah diyebilmişim gitme ama […]

aliud

yazmaya hazır hissetmedim yazarsam iyi olacaktım belki bana öyle geliyordu yazamadım yazmadım şimdi gökyüzündeki yıldızlar gibi lambanın ışığında uçuşan toz taneleri gözüm dalıyor seni düşünüyorum düşünmeden seni öylece aklımda bulunduruyorum sürekli somut hiç bir şey düşünmesem de mektubunu tekrar tekrar okuyorum okumadığım zamanlar yanımdan ayırmaya korkuyorum ellerin değdi o sayfalara ismimi yazdın sesinle canlandı o […]

partner in crime

yine bir kanepe buldum sığınacak örgüleri açtım uyuyanların arasından geçerek üzerime örtmek için yıkanmış paspas kokan bir polar örtü buldum kanepenin olduğu büyük salondayım yanımdaki kırık pencereyi araladım havasız burası kül tablası kokuyor burası başımın altına simsiyah bir örtü serdim simsiyah sokak elbiselerimle o kanepeye kıvrıldım bir şarkı açtım düşüncelerimde sen varsın sesin var gülüşün […]

please let me forget

bugün hiç su içmedimbugün yine sanki biraz öldümiçimde bir sıkıntısebepsiz nedensizkorkmuyorum da değil haniendişelenmemek elde değilölmedim orası malumseni bilmiyorumzaten en çok senden nefret ediyorumbu hayattaen çok yine sendeno beynimin içini öldüren huylarındannefret ediyorumyorma beni artıknolursunmahvoluyorumne istediğini bilsemkurtulmak için bu ne olsa veririmyeter ki beni azad etyeter ki iyileşmeme izin veracı çekiyorumsarılabilecek gibi değilsingit diyemiyorumgidemiyorumçekiştirip durma […]

milksop

boş bir çay bardağıısıttı dün avuçlarımıdışarıda hava otuz dereceydiüşümüyordumherkes bunalmışkenben sıkıldıkça güneşe çıkıyordumgökyüzünün sonsuzluğuiçimdeki kafesten uzaklaştırıyordubugünbu sabaho kafes yok olmuştudaha çok nefes alabiliyordumbu aralar günlerden duygusallıkbu yüzden suratıma fırlatılankötülükleretepkisiz kalışımdıbüyüklük dedikleri işteyok olmuştum halbukibedenimi terketmiştim o an çoktançoktan dışardan seyrediyordumolan bitenigeri döndüğümde susmuştubugün kendimle gurur duydumbugün ilk defa çocukla çocuk olmadımbugün bir şeyler daha öldüve […]